6 Ağustos 2017 Pazar

Derinlikler

  Geçen gün ruhumu sağlığa kavuşturması için para ödediğim doktora gittim. Ne kadar büyük bir yükümlülük. Yıkımları, sancıları olan bir ruhu tertemiz yapmayı, onarmayı vaad etmek, bunun için para almak. Birkaç farklı, başarısız denemeden sonra, bu doktorla iyi bir yol kat ettik. Çok uykulu, sancılı bir kışı geride bıraktım ve beni en büyük bağımlılığımdan kurtardı. Ruhumun sancıları toz olmadı ama, ağırlığı kalktı, özgür oldum o haptan, o kaostan ve yapay kederlerden.

  Sonra, tam iyiyken ve her şey tuhaf bir biçimde yolundayken, alt üst oldum. Yokuş aşağı her şey yuvarlanmaya başladı. Bir kötü haber, bir kayıp, bir kötü hastalık, bir geri dönüş, bir yolculuk.  Geçen gün doktorun karşısına geçtiğimde ve bana ''Anlat bakalım şu 2 ayda neler yaşadın?'' dediğinde, aralıksız konuştuğum 1 dakikanın sonunda ikimiz de çok şaşırdık, bu kadar kısa sürede bu kadar terslik, üzüntü, ağır haber nasıl yaşanır diye. Ama ona anlatırken (ve o beni hiçbir şekilde teselli edemez, halimi anlayamazken) ben ayakta kaldığımı fark ettim. Hemen hemen hapsız, sakinleştiricisiz, olduğum gibi kalarak. Onun anlattıkları değil ama, benim anlattıklarım bana iyi geldi.

 

   İlerleme adımlarımı atamıyorum. Hayatım benden bağımsız ilerliyor ve ben onu kuyruğundan tutup geri çekmeye çalışıyorum. Bir başlangıcın adımını attık, ben o başlangıca gerek var mı diye sorgularken, inanmadığım bir kuruma kolay kolay hiçbir şekilde inanmayacağımı yine fark ettim. (O an insanların ellerini kameraya salladığı fotoğraflarla, kişisel müjdelerini duyurmalarıyla da empati kuramadım.) Hayır, ben kurumlardan, klişelerden bağımsız sevgimi yaşamak istiyorum. Hiçbirine ait olmak istemiyorum. Gereklilikleri kafama girmiyor. Parmağıma takılırken ikimizin de sevgiden ağladığı o minik yüzüğü bir imge gibi üstümde taşımak istemiyorum, devamında gelecek kocaman, yorucu, tuhaf şeyler ise bir çığ gibi uzaktan belirerek beni dehşete düşürüyor. Bu gelişmekse ve ilerlemekse, ben olduğumuz yerde, olduğum kişiyle iyiyim. O yüzük hiçbir şeyi temsil etmediği için, cüzdanımın fermuarlı gözünde iyi, bir pazar günü o bilgisayarda oyun oynarken ve ben en rahat koltukta kitap okurken, kalkıp sarıldığımızda iyiyiz. Ben ilerleme gerektiren hemen her durumda berbatım.

  Kafam çok doluyken ve derinlerdeyken yazamıyorum. Bir iki aydır bu böyle. Ne hafif şeyler hakkında, ne ağır şeyler hakkında düşündüklerimi ifade edemiyorum, içimde birikmeleri ve bazen de kendiliğinden çözülüp dağılmaları daha kolay geliyor. Derinliklerin tek sorunu bu belki de, içeri ışık sızmasına izin vermeden, her şeyi kendi içlerinde halletmeleri.